22 Kasım 2016 Salı

BİTCOİN


         3 Ocak 2009 da zuhur eden bitcoin uygulaması hiçbir devlet ya da resmi kuruluş ile bağı olmayan küresel elektronik-sanal para birimidir. Benden önce ortaya atıldığını duymadığım fakat yüksek ihtimalle dile getirildiğini düşündüğüm bir fikir var. Bu fikir bitcoinin gelecekte rezerv para olmasıdır.
       Şimdi bitcoin hakkında genel bazı bilgiler verelim. Gerçek ismi olup olmadığı bilinmemekle beraber kurulan sistemin mucidinin Satoshi Nakamoto olduğu söyleniyor. Sistemi kurduktan bir yıl sonra ortalıktan kaybolmuştur. Sistem 21 milyon bitcoin ile sınırlıdır. Dolaşımdaki bitcoin en son 2013 verilerine göre 12 milyondan fazladır. Henüz gelişme gösteren bir alan olduğu için güncel veri temin edemedim. Bir bitcoin 21/ 11/ 2016 itibariyle yaklaşık olarak 730 Amerikan Doları civarındadır. Bitcoinin mucidi sırra kadem bastığı için yeni bitcoinleri piyasaya sürmek için 16 haneli bir şifreyi çözmek gerekiyor. Bu 16 haneli şifreyi çözmemiz takdirde 25 bitcoin kazanıyoruz. Şifre ile uğraşmak istemiyorsak internet sitelerinden bitcoin cüzdanı temin edebiliyoruz.
        Bitcoin herhangi bir ülkenin merkez bankasına bağlı olmadığı için hiçbir ülkenin ekonomik durumundan etkilenmemekle beraber kuru tıpkı diğer para birimlerinde olduğu gibi piyasadaki arz ve talebe göre belirlenir. Sınırlı sayıda bitcoin olduğu için(en azından şimdilik 21 milyon) diğer paralara göre aşırı bir değer kaybı beklenmiyor denebilir.
        Bu sanal para biriminde işlem yapanın kimliği ifşa olmadığı için kötü emeller(kara para aklama gibi) için kullanılabilir. Yakında devletlerin sınırlama yasaklama ya da benzeri uygulamalar ile önlemler alması olasıdır. Peki dile getirdiğim fikir yani bitcoin ya da belki de daha sonra ortaya çıkacak olan başka bir sanal para birimini bu tür dolarlık bir sanal para var ve ‘bu bir otoriteye bağlı değil’ gibi görünüyor. Şahsi fikrim dünya yeni rezerv paraya alıştırılmaya çalıştırıldığı yönündedir. Tehlikeler beklerken(yasaklanması gibi) bitcoin nasıl rezerv para olacak? Öncelikle şunu belirteyim ki dolaşımda yaklaşık 10 milyar dolar civarında sanal para bulunuyor ve ‘bu sanal para hiçbir otoriteye bağlı değil’ gibi görünüyor. Bunun otoritesinin kim olduğunu açıklamaya çalışmak bu fikri komplo teorisine götürür ki bu fikir bir komplo teorisi değildir. Aksi takdirde bu kadar paranın bulunduğu bir sistem bağımsız kurulamaz. Daha doğrusu kurulsa bile rahat bırakılmaz ki mucidi olduğu söylenen adamın 1 yıl sonra ortalıklardan kaybolması bu düşünceyi güçlendirir niteliktedir.

        Toparlayacak olursak dünya küresel sanal bir rezerv paraya doğru yol almaktadır.

14 Kasım 2016 Pazartesi

ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMLILIK

                           

        Yazı, sosyolojinin çözmeye çalıştığı deneyimlerimizden biri olan hem özgür olmak hem de özgür  olmamak özelliği ile açılışını yapıyor ve sosyoloji tarihinin bu muammayı çözme çabasından bahsediyor. ‘’İrade’’ üzerinden örnekler vererek özgürlüğün dar ama güçlü bir tanımını yaparak devam ediyor. ‘’Seçimlerimiz’’ hakkında ‘ince eleyip sık dokumasak’ dahi başkaları bunu bize hatırlatır ve sonuçlarından biz sorumluyuzdur. Örnek vererek açıklarsak; devamsızlık yapmak yerine sınıfa gidilebilir der. Örneği zorlaştırır ve işsiz kalmanın yine kendi sorumluluğumuzda olduğunu söyleyenlerin olduğundan bahseder. Bu örneği aslında özgürlüğümüzün kısıtlı olduğuna bağlar. İnsanlar aynı amaçlar için mücadele etmelerine rağmen tüm insanlar bu amaçlarına ulaşamazlar, çünkü var olan ödül sayısı kısıtlıdır. Yani siz sonucu etkileyen sadece bir parametresiniz ve sonuç yalnız sizin çabanıza bağlı değil. Mesela üniversiteye girmek isteyen adayların hepsi gereken niteliklere sahip olsun. Adayların iradelerinin birbirlerini etkilemelerinin dışında başka bir ‘iradenin’ onları etkilemesi-elemesi söz konusudur ki bu da özgürlüğümüzün bağımlılığını gösterir. İkinci olarak ‘kararlılık’ ve ‘iyi niyet’ yeterli değildir. Eğer kararları gerçekleştirecek enstürmanlar yok ise yine kısıtlı özgürlük vardır. Misal iyi bir iş için kuzeye taşınılabilir fakat kuzeyde ev fiyatları yüksek ise bu yine bizim taşınmamızı engelleyecektir. Özgür davranabilmek için özgür iradeden başka kaynaklara da gereksinim duyulur. İlk akla geleni paradır tabii olarak. Fakat özgürlüğü kısıtlayan daha başka şeylerde vardır. Mesela ırkınız, cinsiyetiniz, yaşınız, etnik, kimliğiniz, milliyetiniz vb… Tam tersi bir durumda mümkündür. Ehli olmadığınız halde misal cinsiyetinizden dolayı bir işe kabul edilebilirsiniz. Yani bunlar sizin insiyatifinizde değildir. Bauman ‘’benim bugünkü özgürlüğüm dünkü özgürlüğüm tarafından sınırlanmıştır; ben geçmişteki eylemlerim tarafından ‘belirlenmiş’ ,yani şimdiki özgürlüğüm açısından kısıtlanmış olurum’’ derken bunu kastetmiştir. Üçüncü olarak doğup büyüdüğünüz ülkeden farklı olarak bir anda kendinizi başka bir ülkede bulsanız özgürlüğünüzü kaybetmişsiniz hissine kapılırsınız, çünkü insanlar ile iletişime geçemezsiniz. Buna benzer farklı örnekler vardır. Zengin bir ailede büyüdüyseniz ve bir anda işçi sınıfına geçiş yaparsanız aynı zorluklarla karşılaşırsınız. Bu sebeple içinde bulunduğunuz grup bir yandan özgür olmanızı sağlarken diğer taraftan sizi kısıtlar.1
İçinde bulunduğunuz topluluk size bazı bilgiler sağlar ve siz genelde bu bilginin farkında değilsinizdir yani nerden bildiğinizin bilincinde değilsinizdir çünkü sorgulamamışsınızdır. İçselleştirilen grup standartlarının bilincine varmamızı en çok katkısı olan Amerikalı sosyal psikolog George Herbert Mead’dir. Mead’in en çok bilinen kavramları ‘ben’ ve ‘beni/bana’ dır. ‘Ben’ içsel bir parça iken ‘beni/bana’ dışsal bir parçadır. Benliğin biçimlenmesinde ‘ben’ kişiyi temsil ederken ‘beni/bana’ toplumun etkisini temsil eder. Toplumun norm ve değerleri böyle oluşur. Yani benlik bir nevi eğitim sürecinden geçer. Ödül ve cezalandırma bu eğitimin önemli bir parçasıdır. Eğitimin ilklerinden biride direnme ve baskıya dayanmadır. Çocuk seçmeyi ve eylemlerinin sorumluluklarını alarak ‘beni/bana’ sını oluşturur. ‘Ben’ güçlendikçe çocuğun ‘kişiliği’ özerklik kazanır. ‘Ben’  ‘beni/bana’ dan ayrılan önemli unsur ötekilerinin taleplerini gözlemlemedir. Bu gözlemi ‘beni/bana’ yapar. Çocuk rollere bürünerek diğer bireylerin hareketlerini hesaplamaya çalışır. Zaman zaman kendine ‘ben kimim’ diye isyan edebilir ve kendi ‘gerçek’ kişiliğini bulmaya çalışabilir. Kısacası özgürlük ile bağımlılık arasında çelişkiye düşebilir. Hayvanlara oranla insanlar daha az içgüdü ve dürtüler ile yaşar. İnsanların bu içgüdü ve dürtüleri eğitim(yukarıda bahsi geçen) öncesinde daha çok kullanırlar. Bazı düşünürler cinsellik ve saldırganlık dürtülerinin diğerlerine oranla daha güçlü olduğunu söylerler. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud bu güdülerin bastırılabileceğini fakat yok edilemeyeceğini söyler.

1) düşüncenin derinlemesine inmek istiyorsanız bkz: Zygmunt Bauman sosyolojik düşünmek syf:34-35



Freud ‘’süperego’su ile Mead’in ‘beni/bana’ kavramları birbirine yakınlık gösterir. Freud u inceleyen Britanyalı sosyolog Norbert Elias yaşadığımız benlik deneyiminin hepimizin maruz kaldığı ikili baskıdan oluştuğunu söylemiştir.(alıntı içinde alıntı ‘inception’ J)
 İnsanların saldırganlıkları biyolojik değil sosyaldir. Çünkü genelde bir nefret ya da duygusuzluk sonucu ortaya çıkmıştır.
Sosyalleşmenin değişik düşünceler ile harmanlanıp farklı bir açıdan bakılması ile ortaya bu satırlar çıkmıştır.
‘’ ‘ben’ ve ‘beni/bana’ oluşumu, içgüdülerin bastırılması ve süperegonun yaratılması süreçlerine ilişkin sıklıkla sosyalleşme adı verilir. Ben sosyal baskıları içselleştirme yoluyla bir grup içinde yaşamaya ve davranmaya uygun hale getirildiğim oranda, toplumun izin verdiği biçimde davranma ve böylelikle eylemim için ‘özgür’ ve sorumlu olma becerisi kazandığım oranda sosyalleşmiş, yani toplum içinde yaşamaya muktedir bir varlığa dönüşmüş olurum.
            Farklılıkları dikkate alarak atıflarda bulunma ihtiyacını herkes yaşar. Ancak bunun oluşuz sonuçları vardır. Birilerini övüyorsanız diğerlerinin övülecek bir tarafı olmadığı anlamı çıkarılabilir ve nefret tohumları ekebilir. Ya topluluğun nabzına göre şerbet vereceksiniz ya da kendinize uygun toplum bulacaksınız. Sosyalleşme özgürlük ve bağımlılığı karmaşık bir ilişkiye sokmuştur. Sosyalleşme bazılarına göre kendi içinde de ikiye ayrılmış birincil ve ikincil sosyalleşme olarak sınıflandırılmıştır. Misal bir kişi geleneklerini bilmediği başka bir bölgeye göçerse eski sosyal deneyimlerini unutup artık o toplumun sosyal deneyimlerine göre yaşamaya çalışacaktır. Yaşamımız içinde bu tür değişimler mümkündür. Çocukluk döneminde bağımlı olunan toplumun pek dışına çıkılmaz. Yaş geçtikçe eylem donanımımız arttığı için topluluğa olan bağımlılığımızı düşürebiliriz. Artan eylem donanımımızın zıddı da geçerlidir. Öğrendiğimiz her unutmak istediğimizde bunu başaramayız.
                  Toparlarsak özgürlük ile bağımlılık arasındaki oran toplumdaki yerinizi büyük oranda etkiler.


KAYNAKÇA
Zygmunt Bauman -Sosyolojik Düşünmek(İngilizceden çeviren: Abdullah Yılmaz)-2013-Ayrıntı Yayınevi-İstanbul

ISBN:978-975-539-196-7